Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
Paz Ağus. 19, 2012 2:17 pm tarafından Admin

» NEDEN ÇOK ÜZGÜNÜM
Perş. Haz. 07, 2012 4:17 pm tarafından Admin

» KATİLLİK NERDE BAŞLAR
Ptsi Haz. 04, 2012 4:24 pm tarafından Admin

» SOR SORUYU
Salı Mayıs 29, 2012 12:20 pm tarafından Admin

» ÜSTÜN DÖKMEN DÖKTÜRDÜ
Çarş. Mayıs 16, 2012 11:50 am tarafından Admin

» PARA ZAAFI
Ptsi Mayıs 14, 2012 5:50 pm tarafından Admin

» KUL HAKKI
Perş. Mayıs 10, 2012 2:49 pm tarafından Admin

» DECCAL CENNETİNİ İSTEMİYORUM
Cuma Mayıs 04, 2012 2:06 pm tarafından Admin

» OKUMAK ÇÖZMEKTİR
Perş. Mayıs 03, 2012 12:34 pm tarafından Admin

En son konular
» BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN
Paz Ağus. 19, 2012 2:17 pm tarafından Admin

» NEDEN ÇOK ÜZGÜNÜM
Perş. Haz. 07, 2012 4:17 pm tarafından Admin

» KATİLLİK NERDE BAŞLAR
Ptsi Haz. 04, 2012 4:24 pm tarafından Admin

» SOR SORUYU
Salı Mayıs 29, 2012 12:20 pm tarafından Admin

» ÜSTÜN DÖKMEN DÖKTÜRDÜ
Çarş. Mayıs 16, 2012 11:50 am tarafından Admin

» PARA ZAAFI
Ptsi Mayıs 14, 2012 5:50 pm tarafından Admin

» KUL HAKKI
Perş. Mayıs 10, 2012 2:49 pm tarafından Admin

» DECCAL CENNETİNİ İSTEMİYORUM
Cuma Mayıs 04, 2012 2:06 pm tarafından Admin

» OKUMAK ÇÖZMEKTİR
Perş. Mayıs 03, 2012 12:34 pm tarafından Admin

Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama
Tarıyıcı
 Kapı
 Indeks
 Üye Listesi
 Profil
 SSS
 Arama

ÖLÜMÜNE AŞK-25-26-27-28-29

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

ÖLÜMÜNE AŞK-25-26-27-28-29

Mesaj  Nermin KAÇAR Bir Perş. Ekim 29, 2009 7:42 pm

Babasının omzunda, çocukluğundan bu yana ilk defa yaslanarak ağlamıştı. Babasına yakın olmak ister fakat onun sert tavırlarından yaklaşamazdı. Bir zırh giymişti sanki çevresindekilere. Özellikle de çocuklarına ve karısına karşı. Çocukluğunda ona karşı daha farklı olduğu aklına geldi birden bire. Onu kucağına alır ve büyük bir insan varmış gibi konuşurdu. Onunla oyunlar oynar ve her istediğini yapmaya çalışırdı. Babasının onu sevdiğini bilir fakat o daha da üzerine titremesini isterdi. Şimdi ise hayatının en önemli kararı için onun ağzından çıkacak kelimeleri bekliyordu. Gözlerinin içine adeta kurbanlıkmış gibi yalvaran bakışlar ile bakıyor ve kararını etkilemeye çalışıyordu.

Ökkeş Bey ise son zamanlardaki tavırları nedeniyle otoritesinin yerle bir olduğunu düşünmeye başlamıştı. Bunun en büyük nedeni de yaşının ilerlemesi ile yüreğinin yumuşamaya başlamasıydı. Son zamanlardaki sıkıntıları da etkili olmuştu. Köyündeki insanların onu dışlama girişimleri ve evinin taşlanması sonucu, ailesine olan düşkünlüğünü artırmış ve daha ılımlı tavırlar sergilemesine yol açmıştı. Kızının şu an için evlenmesi düşündüğü en son şeydi aslında. Başlık parası yüzünden, kızının önünde beş tane ağabeyi vardı ve onların yuva kurmalarını bile sağlayamamıştı. Onlara her baktığında, yaşıtları evlendiği halde onlar evlenememişti. Gözlemlerine göre hepsinin de sevdiği vardı. Onlara her baktığında,yetersiz bir baba gibi görüyor ve daha çok üzülüyordu. Nüfus planlaması olduğu halde o karısına bu konuda söz hakkı bile vermemişti. Her seferinde “ Allah’ ın işine karışma. Rızkını verir yüce Rabbim. “ Diyerek susturmuştu. Şimdi hak veriyordu Kezban’ a. Çocuklukları öyle böyle geçmişti. Büyüdükçe sorunları artmış ve şimdi de daha farklı sorunlarla karşı karşıya kalmıştı.

Kenara köşeye çocuklarının geleceği için koyduğu birikimleri ise ancak bir tanesinin evlenmesine yetecek kadardı. Canla başla ailecek çalışıyor fakat hayat pahalılığı yüzünden eski günlerini arar hale gelmişti. Hasat mevsiminin sonunda rahatlayacağını ümit ediyor fakat yine hayal kırıklığı ile karşılaşıyordu. Bu her bahar ve hasat sonu aynı şekilde sonuçlanıyordu. Tüm bu olumsuzluklar ise onu daha da çıkmaza sürüklüyordu. Şimdi ise kardeşinin baskıları ile karşı karşıya kalmıştı. Bir tarafta kardeşi, diğer tarafta kızının mutsuz olması. Kardeşinin istediği gibi davransa kızının mutsuzluğuna sebep olacaktı. Kızının isteğini kabul etse bu kez de onlarla karşı karşıya gelecek ve aile içinde huzursuzluğa sebep olacaktı. Çıkmazların içinde kalmıştı.Otoritesinin de zedelenme ihtimali vardı bu durumda da.

Gülistan’ ın kollarını yavaşça gevşetti kendi bedeninden. Sonra kalktı yavaşça ve pencerenin önüne geldi ve bir müddet anlamsızca sokağı seyretti. Sonra geriye dönerek, katı tavrını takındı ve ,

“Kızım! Daha kararımı vermedim. Sadece bana amcan, seni istemeye geleceklerini söyledi. Ben de itiraz etmedim. Gelecekler ama vereceğimi söylemedim. Neden istemiyorsun. Günün birinde evleneceksin nasıl olsa. “

“Baba! Evleneceğim tabii ki.! Ömür boyu bekâr kalacak halim yok. Ama amcamın oğlu ile evlenmek istemiyorum. Ben onu ağabeyim gibi gördüm. İsyanım bu yüzden zaten. Hem sen de biliyorsun. Akraba evliliğinin sakıncalı olduğunu. Akraba evliliklerinde sakat çocuklar dünyaya geliyor. Hem ikimizin arasında bir sorun olursa sizi de çok etkiler. Lütfen Baba, kararınızı verirken bunları da düşünün. “

Dedikten sonra arkasına bakmadan odadan çıktı. Ökkeş Bey, kızının arkasından öylece bir müddet baktı kaldı. Kızı mantıklı şeyler söylemişti. Kafası karmakarışık olmuş ve karar veremeyecek hale gelmişti. O sırada kapıdan içeriye Kezban Hanım girdi. Düşünceli ve üzüntülü bir hali vardı. Bir an kocasının gözlerinin içine baktı. Sanki yalvarır gibi bakıyordu. Hiç konuşmadan odadan çıktı ve gitti.

Ökkeş Bey , karısının arkasından karısının yanına mutfağa girdi. Hummalı bir çalışma içindeki Keban Hanım ise hem akşam ki konuklarına ikram için çörek yapıyor, bir taraftan mırıltılı bir şekilde isyanını dışına atmaya çalışıyordu.
Yemek hazırlanmış ve her zamanki gibi sofraya oturmuştu aile fertleri. Diğer akşamlardan farkı ise sofrada sessizliğin hakimiyetiydi. Yemeğin ardından acele ile sofra toplandı ve misafirlerin gelmesi için beklenmeye başladılar. Kapının tıklatılmasıyla bu sessiz ortam bozulmuştu. Gülistan’ ın yüzü birden bire değişti ve odasına gitti.

Kapıda kardeşi ve ailesini karşıladı Ökkeş Bey. İçeri girildikten sonra, kısa bir sohbetin ardından, ziyaret sebebine geldi mevzu.

“Ağam! Sebebi ziyaretimize gelince. Allahın Emri, Peygamberin kavliyle kızın Gülistan’ ı oğlum İbrahim’ e istiyorum. “

Ökkeş Bey, biraz düşündükten sonra ,

“Gardaşım, bugün bana bu dediğin konu için geleceğinizi söylediğinde herhangi bir şey söylemedim. Ama eve gelince çok düşündüm. Akraba evliliği her yönden sakıncalı sonuçlar doğuruyor. Belki ben böyle konuşunca bana kızacak ve kırılacaksın. Ama ben her şeyi göze alıyorum. Kızımı vermeyeceğim.Evlenmesini istemiyorum daha. “
Bu sözleri duyunca kardeşi Baran çok bozuldu. Yüzü birden asıldı.

“ Ağam! Sana karşı bir kusur mu işledim. Bugün çok daha farklıydın. Şimdi ise daha farklı davranıyorsun. Ne değişti. Anlayamıyorum seni doğrusu. Sana çok kırıldım. “
Diyerek, hep beraber kalkarak evi terk ettiler. Arkalarından öylece baktı kaldı Ökkeş Bey. İkilem arasında kalmış ve en sonunda tercihini kızından yana kullanmıştı. Kardeşi ile bu mesele yüzünden yıllarca sürecek bir kırgınlık yaşayacaktı.
Odasında endişeli bir şekilde idam fermanını bekleyen mahkumlar gibi bekliyordu Gülistan.Kapının açılmasıyla kapıdan tarafa baktığında Annesini gördü. Annesinin yüzüne bir gülümseme yayılmıştı sanki.

“ Buyur Ana”

“Kızım! Sen bugün babana ne dedin.? Seni vermedi İbrahim’ e. Amcanlar kızarak çıkıp gittiler. “

Gülistan bu güzel haberi duyunca, sevinçten göklere uçtu. Hemen Anasına sarılarak , yanaklarını öpmeye başladı. Keban Hanım ne olduğunu anlamaya çalışıyor, bir taraftan da kızından kurtulmaya çalışıyordu. Gülistan ise eski neşesine kavuşmanın keyfini çıkarır gibiydi.
Ahmet Astsubay ile askerlerinin arasında Hamza Emniyet Müdürlüğünden içeri girdiklerinde saat neredeyse ona geliyordu. Ahmet Astsubay gelmeden önce telefonla aramış ve bilgi vermişti. Kapıdaki görevli polis memuruyla konuştuktan sonra onun tarifi üzerine koridorun sonundaki odaya doğru ilerlediler. Kapıyı tıklattıktan sonra içeri girdi Ahmet Astsubay. İçeri girmeden önce de beklemelerini söylemişti yanındakilere. Az bir süre geçtikten sonra kapıyı aralayarak içeriye gelmelerini işaret etti.

Hamza ise tedirgin bir şekilde etrafını seyrediyordu. Dış kapıdan içeriye girdiklerinde nedense çok soğuk gelmişti bu mekân. Hayatında ilk defa gelmişti. O kadar yıl Salim Ağa ile çalışmış fakat kendini tehlikeye sokacak işlere karışmamaya çalışmamıştı. Salim Ağa da zorlamamıştı. Ahmet Astsubay’a teslim ettiği belgeleri de ileride çıkabilecek sorunlara karşı kendine güvence olarak saklama gereği duymuştu. Salim Ağa’ nın çevresindeki insanlara karşı sadakatsizlikleri görmüştü. İnsanlarla işi olduğu zaman çok iyi davranır, yanından ayrıldığı zaman da arkasından ağzına geleni söylerdi. Bir çok defalar bu gibi şeylere şahit olmuştu. Uyuşturucu işine de sonradan başlamıştı. Parayı çok severdi. Başladığını tahmin ettiği sıralarda yabancı insanlar ziyaret etmeye başlamıştı. Osman, önce bir anlam verememiş, sonraları konuşmalara kulak misafiri olduğunda, gelen kişiler ile şifreli konuşmalarından kuşkuları artmaya başlamıştı.

Salim Ağa’ nın bir bahçesi vardı. Orada daha önce sebze yetiştirirdi. Sonradan orayı ekmemelerini istemiş ve orayı adamlarına yasaklamıştı. Hamza bu duruma bir anlam verememişti Ağanın olmadığı bir gün merakına yenik düşerek bahçeye gitti. Bahçenin içi otlar ile dolmuştu. Az ileriye gidince durumu anladı. Otlar ile kenevir ekili alan gizlenmiş ve bakıldığında ekilmemiş, otlarla dolmuş bir bahçe görünümü verilmek istenilmiş olduğunu anladı. Askerliğinden biliyordu. Keneviri o zamanlar göstermişlerdi resimlerle. O zaman anlamıştı Ağa’ nın pis işlere bulaştığını. Sonra da onu yakından takibe başlamıştı. Ona ait evrakları da o fark etmeden ele geçirmiş ve saklamıştı. Ağa da fark etmemiş olacak ki kimseden hesap sormamıştı.

Uyuşturucun ne kadar kötü bir şey olduğunu, esir aldığı insanları ne hale getirdiğini biliyor ve vicdanı sızlıyordu Hamza’ nın. Salim Ağa’ nın servetine servet katıyor, daha da hırslı hale getiriyordu onu. Son zamanlarda da saklamak için özel bir gayret de göstermiyordu. Sadece yakalanmamak için dikkat ediyordu. İstanbul,Ankara,İzmir gibi büyük illere sevkiyatlarda görev alıyordu. Bunun içinde bazen Hamza’ dan da yardım alma gereği duyuyordu. O zaman da Hamza’ ya yüklü miktarda ikramiye niteliğinde paralar veriyordu. Sus payı niyetinde.

Ahmet Astsubay’ ın işaretiyle içeri girdiler. İçeride komiser olduğu her halinden anlaşılan bir adam masasında oturuyordu. Ahmet Astsubay ile Hamza ise ayakta beklemekteydi.
Ahmet Astsubay’ a

“Buyurun komutanım. Oturun lütfen! “

Dedikten sonra , telefonla birisini aradı ve telefonu kapattı. O sırada kapı çalındı ve içeriye bir polis memuru girdi.

“ Buyurun komiserim.”

“İfade alınacak Hüseyin Bey. Onun için çağırmıştım . Gerekeni yapın lütfen.”

“Baş üstüne komiserim.”

Dedikten sonra, ayakta bekleyen Hamza’yı alarak odadan dışarı çıktı. Hamza heyecanlanmış ve ifadesinde ne diyeceğini düşünmeye başlamıştı.

Kısaca bu konuda bilgiler verdi komisere Ahmet Astsubay. Komiser Metin ile bir süre sonra koyu bir sohbete daldılar. Uzun zaman olmuştu Ahmet Astsubay görev yerinden çıkmayalı. İş bile olsa kendisine iyi geldiğini düşündü sohbet sırasında. Bir süre sonra kapıdan içeriye ifade için gelen Polis Memuru Hüseyin girdi.

“Komiserim! Emrettiğiniz gibi ifadeyi aldık.”

“Tamam, Hüseyin Bey. Şimdi gerekli evrakları düzenleyin ve Adliyeye sevk edelim. “

“Peki efendim. Hemen düzenliyorum.”

Polis memuru çıktıktan sonra, Ahmet Astsubay’ a ,

“Komutanım! İsterseniz siz dönün görev yerinize. Biz teslim aldık. Gerekeni yapacağız.”

“Peki, komiserim. Yalnız bana verdiği ifadelerde uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgili bilgiler vardı. Onları değerlendirmemiz gerekiyor. Onun için de Narkotik şubesinin de devreye girmesi gerekiyor sanırım. Bu işi yapan bir köyün Ağası. Sizden ricam, bu konuyu dikkatle değerlendirmeniz. Ben de bu konuda sizinle irtibat halinde olacağım. Gelişmeler hakkında bilgi verirseniz sevinirim komiserim.”

“ Tabii ki komutanım. Ben şimdi bu konuyla ilgileneceğim bizzat. Ne gerekiyorsa yapacağımdan emin olabilirsiniz. Narkotik şubesine bilgi verip gerekli tahkikatlar yapılacak ve suçluları yakında suçüstü yapacaklardır. “

“Tekrar teşekkür ederim. Kolay gelsin. Yalnız bir ricam olacak sizden. Hamza Bey’ i gitmeden görebilir miyi.?“

“Tabii ki komutanım. Buyurun, beraber gidelim.”

Hamza’ nın yanına gittiklerinde, teslim aldıkları zanlıların bulunduğu demir parmaklıkların arkasında onu oturduğu yerde düşünürken buldu Ahmet Astsubay. Ayak seslerini duyup başını kaldırdığında Ahmet Astsubayı görünce yüzünde küçük bir gülümseme belirdi Hamza’ nın. Ahmet Astsubay karşısına gelince durdu. Hamza ayağa kalkarak karşısına geldi.

“Hamza Bey, ben dönüyorum. Gitmeden önce seni görmek istedim. Burada gerekeni yapacaklar. Hakkında hayırlısı olsun. Sana zaten burada Barodan avukat verirler. O da savunmanı yapar. Ne biliyorsan hepsini söyle. Hayırlısıyla cezanı çeker çıkarsın. Sonra da vatanına, milletine ve ailene hayırlı bir insan olarak devam edersin yaşamına. Allah kurtarsın. Allah ısmarladık.”

“Sağ ol komutanım. İnşallah! Tabii ki ifademde hepsini anlattım. Cezamı çekeyim. Dediğiniz gibi olacak. Allah razı olsun senden. “

Hamza ile görüştükten sonra komiserin kapısı önünde onu bekleyen erlerini de alarak araca doğru yürüdü. Araca bindikten sonra hemen hareket ettiler. İçini bir huzur kaplamıştı. Adalete teslim etmişti bir kişiyi daha. Hayata, cezasını çektikten sonra beyaz bir sayfa ile başlama olanağı tanımıştı. Kötü bir insan olmadığını düşünmüştü Hamza’ nın. Sadece çaresizlikten ve birazcık değer verilmesi için bu hale gelmiş olmalıydı. Ne kötü olmayı başarabilmişti, ne de iyi olmayı. İki çizgi arasında sıkışıp kalmıştı sanki. Vicdanı ise iyi yöne doğru itmiş ve teslim olmuştu. Ayrılırken gözlerinde, hüznü gördü Ahmet Astsubay. Pişmanlık ve geçmişe dönme isteğiyle doluydu sanki o bakışlar. Adeta Ahmet Astsubay’ a yalvarıyordu. “ Beni bırakma burada. Beni de götür sevdiklerimin yanına” Der gibiydi.

Komiser Metin, ifadeleri inceledikten sonra hemen narkotik şubesinde görevli arkadaşı Kemal Komiser’ in odasına gitti. Kısaca onu bilgilendirdi. Ve okuması için ifade tutanaklarını ona verdi. O otururken dikkatlice ifadeleri okuyan Kemal Komiser, telefon ile birkaç görüşme yaptıktan sonra,

“Bu konuda gerekenleri yapacağım Metin Komiserim. “

“Teşekkür ederim. Kolay gelsin sana “

Diyerek dışarı çıktı ve odasına geçti. Kemal Komiserin okuyup ona geri verdiği ifadeleri dikkatlice tekrar okudu. Sonra telefon ederek Hüseyin polisi odasına çağırdı. Yanına gelen Hüseyin Polis’ e

“Hüseyin Bey, bu gece gözlem altında tutacağız Hamza Bey’ i.Yarın da Adliyeye sevk edelim. “

“Emredersiniz Komiserim.”

Uykusu gelmiş fakat yorgunluğu ve yaşadığı strese rağmen hücredeki yatağa yatıp uyuyamıyordu Hamza. Demir parmaklıklar sanki üzerine geliyor ve onu sıkıştıracakmış gibi his uyandırıyordu. Oturduğu yerde gözkapaklarının ağırlaştığını hissediyor, kapının dışından gelen ayak sesleriyle birden bire kendine geliveriyordu. Bir anda gözünün önüne çocukları ve karısı Hacer geldi. İçinden “ şimdi ne yapıyorlar acaba ? Beni merak etmişlerdir. Üstelik çok fazla tanımadığım bir kişinin evindeler. Eve dönseler, Salim Ağa’ nın hışmına uğrayacaklar. Dönmeseler, ne kadar sığınacaklar orada. Of of Hamza. Sen ne zaman adam olacaksın. Senin yaptıklarının cezasını kendin çekmiyorsun. Bedelini ailene de ödetiyorsun. “ Kendisiyle kavga ederken, uykunun huzurlu kollarına salıverdi bedenini.

Osman’ ın evinde ise yabancı bir kadın ve üç çocuğun gelmesiyle, rutin yaşamları birden bire değişmişti. İlk günlerde Hacer’ e çok fazla yaklaşmamıştı evin kadınları. Sonra kendilerini O’ un yerine koyunca biraz daha anlayışlı olmuşlardı. Osman ise bu durumun bu şekilde devam etmeyeceğini düşünüyor ve kafasında çareler aramaktaydı. Bu durumu Kudret Ağa ile konuşmaya karar verdi.

Kudret Ağa’ nın evine geldi ve onunla görüşmek için yanına gitti. Kudret Ağa, Osmanı görünce ayağa kalktı ve güler yüzle karşıladı.

Osman’ ın karşısındaki koltuğa oturarak, hal hatır etti Kudret Ağa. Osman ise Ağa’ nın yapmasını istediği iş ile ilgili bilgileri aktardı. Esas önemli konuyu en sona bırakmıştı özellikle. Osman buraya gelmeden önce çok düşünmüş ve bu şekilde daha iyi olacağına karar vermişti. Kudret Ağa, ilk başta, Hamza’ nın ailesine sahip çıkacağını söylemişti. Onu uzun zamandır tanıyor ve sözünün eri biri olduğunu biliyordu. Kudret Ağa, kendini yetiştirmiş ve bilgili bir insandı. Boş kaldığı zamanları, eline aldığı kitapları okuyarak geçirirdi. O yüzden de her konuda bilgi sahibiydi. Yanında çalışan insanlara değer verir, onları dinler, sonra karar verirdi. Onun için de hem saygı, hem de sevgi görürdü. O kendini ağa olarak görmemişti bugüne kadar. Törenin ona yüklediği görevi mecburen kabul etmek zorunda kalmıştı. Ara sıra da olsa hırslarına yenik düşerek, yanlışlar yapmak üzereyken aklı başına geliyor ve hatayı son anda engelliyordu. Tıpkı Gülistan’ ı istemesi gibi. Şimdi aklına geldiğinde, kendinden utanıyor ve o olayı zihninden tamamen silmek için ne gerekirse yapabileceğini düşünmeye başlamıştı. Kızdığı ve kınadığı yanlışları o yapmamalıydı. Halkına her konuda, örnek teşkil etmeliydi. Ona ailesi tarafından bırakılan maddi ve manevi değerleri, çağın gerektirdiği şekilde uyarlayarak, daha iyi bir yaşam sunmak zorunda olduğunu hissediyordu.

Bunun için gerekli olan hizmetler için kolları sıvamış ve köyüne bir ilköğretim okulu yaptırmıştı. Kız çocukları, aileleri tarafından okul olmadığı gerekçesiyle okula gönderilmiyordu. O da bu durumu kardelenlerin lehine çevirebilmek için okullarını açmış ve aileler ile bizzat konuşarak epeyce doldurmuştu sınıfları. Projelerinin arasında bir iki yıla kadar da bir lise vardı. Halkının yüzü güldükçe, onun da yüzü gülüyordu. Sırf bu yüzden, civardaki aşiret ağalarından tepki görüyor fakat o aldırmıyordu bu duruma. Ona suçlamalarda bulunuyorlar ve dışlamaya çalışıyorlardı. Onlar bu şekilde davrandıkça, o daha da şevkle projelerini hayata geçirmeye gayret ediyordu.

Osman, söze nereden başlayacağını kafasında tasarladıktan sonra ,

“Kudret Ağam! Hamza’ yı karakola teslim ettim. Ama içim acıdı biliyor musun? Arkasına bir bakışı vardı ki ! Anlatamam ben sana. Karısı ve çocukları bizim evdeler. Ama ne kadar sahip çıkabilirim.Anam ve karım şimdiden suratlarını düşürmeye başladılar. Bir de kadın olunca, durum daha da farklı oluyor. Ağam, ne yapalım biz bunları. Köylerine geri dönseler, Salim Ağanın haberi oldu ise onu ihbar ettiğinden, başlarına bir şey gelmesinden korkuyorum. O yüzden, aldım getirttim bize. Onlara ait bir ev ve iş olması lazım. Karısı çalışkan biri. Öyle boş boş oturmuyor. Bizim evde bile misafir olmasına rağmen yardım ediyor ev işlerinde. Düşündün, taşındım. Sana geldim. Bir hal çaresi bulursun diye. Ne yapabiliriz Ağam. “

Ağa bir süre düşündü ve ,

“Bana gelmekle iyi yapmışsın Osman, tabii ki sahip çıkacağız. Ben ona burada, konakta iş veririm. Çocukları da buradaki okula naklini yaptırırız. Kocasının ismi neydi? O gelene kadar da sahip çıkarız. Ben yarın onların kalacakları yeri hazırlatırım. Sen de onları getirirsin. Kocası gelince de isterlerse burada kalırlar, isterlerse İstanbul’ da iş buluruz. “

“ Adı Hamza Kudret Ağam. Sağ ol. Ben hepsini hallederim.”

Biraz daha sohbetten sonra, Osman oradan ayrıldı.

Eve geldiğinde, karısını yanına çağırdı.

“Haydi! Gözünüz aydın. Hamza’ nın karısı yarın gidiyor. Kudret Ağa’ nın konağına gidiyor. İş verecek ona. Onu benim yanıma çağır da söyleyeyim. “
Biraz sonra Hacer ve Osman’ ın karısı kapıda göründü. Yüzünde merak artmış ve Osman’ ın ağzından çıkacak kelimeleri tahmin etmeye çalışır gibi bir hali vardı.

“Buyur Osman Ağabey, beni çağırmışsın.”

“Bacım, Kudret Ağam sana iş verecek konakta. Ev de verecek. Çocukları da buradaki okula yazdıracağız. Ama içini rahat tut. Kudret Ağam iyi bir insandır. Güvenilir bir insandır. Hamza gelene kadar orada kalırsın. Ondan sonra da Allah kerim. “

Hacer, bu konuşmanın ardından, dışarı çıktı ve geleceğin ona ne getireceğinin endişesini taşımaya başlamıştı şimdiden. Son zamanlarda hayatında çok değişiklik olmuştu. Şimdi ise köyüne yakın olmasına rağmen, evine ve alıştığı çevresine çok uzaktaymış gibi hissediyordu. Yenice alışmakta olduğu bu evden de ayrılacak, yeni ve bilmediği bir yerde devam edecekti yaşantısına. Şimdiden özlemişti evini ve kokusunun sindiği yorganını ve yastığını. Evinin her köşesinde, genç kızlığında, uykusuz kalarak el emeğini verdiği çeyizleri ona genç kızlık günlerini hatırlatıyordu. Çeyiz sandığına koyduğu her parçada emek vermiş, her parçanın yanında hayallerini de yerleştirmişti o sandığa. Şimdi ise yabancı bir yerde ve tedirginlik içinde yarının neler getireceğinin endişesi içindeydi. Bir taraftan da Hamza’ yı düşünüyor ve ne kadar ayrı kalacaklarının bilinmezliği içinde aklı daha fazla karışıyordu. Başka çaresinin olmadığını düşündü. Ailesi ile Osman yüzünden görüşmüyordu. Yanlarına gitmeye kalksa bile kabul etmeyeceklerini bildiği için tamamen o seçeneği silmişti kafasından. Kaderin getirdiklerini kabullenmekten başka çaresi yoktu.

Ökkeş’ in kardeşine o akşam ki cevabından sonra aile arasında gerginlik artmıştı. Gülistan ise o akşamdan bu yana neşesi yerine gelmişti. Tek üzüldüğü durum ise, Babasının düşünceli tavrı oluyordu. O anlarda ise koşarak babasına sarılmak istiyor olmasına rağmen kendine engel oluyordu. Ara sıra gelen giden amcası ve ailesi birden bire kesivermişti ziyaretlerini. Yolda karşılaştıklarında bile yollarını değiştirmek zorunda kalıyorlardı. Sadece, yabancıların olduğu ortamlarda bir sorun yokmuş izlenimini vermeye çalışıyorlardı. Son zamanlarda, isteme olayı da ortaya çıkınca mektup gelip gelmediğine bakamaz olmuştu Gülistan. Merak ediyor fakat tehlikeli olabileceği gerekçesiyle bakamıyordu gizli köşeye. Amcası, sözünün geride kaldığı düşüncesi ile serseri mayın gibi sağa, sola vuracak ve her ayrıntıyı gözlem altında bulunduracaklardı. İçinden “ Çok dikkatli olmalıyım.” Diye geçirdi.Bir an Halil’ i gözünün önüne getirdi ve sanki ona gülümsüyormuş gibi hissetti.

O sırada odaya giren Annesi onu görmüş ve yüzüne dikkatlice bakmaya başlamıştı. Karşısında Annesini gören Gülistan, ciddiyetini takındı.

“Kızım! Niye gülüyordun az önce. “

“ Komik bir şey aklıma geldi de. O yüzden güldüm. “

“Kızım! Sen de bir iş var. Son zamanlarda gözümden kaçmıyor. Gözlerin dalıyor. Çok dalgın ve düşüncelisin. Aşık mısın gız. ? “

“Yok Ana ya. Nereye çıkıyorum da aşık olacağım. Sana öyle gelmiştir “

Dedikten sonra odasına gitti. Kapıyı kilitledi ve gizli mektup köşesine bakmaya karar verdi aniden. Mektup yoksa bile o bir tane mektup bırakacaktı. Ona hasretini anlatan satırlar yazdı. Ve yine suyun bitmiş olmasını bahane ederek çıkacaktı evden.

Mektubu yazdıktan sonra eline dolduracağı kapları alarak annesinin yanına gitti. Kezban, yorgunluğunun etkisiyle oturduğu yerde öylece kalakalmıştı. Tansiyonunun yükseldiği o günü hatırladıkça, yorulmamaya özen göstermeye çalışıyordu. Arada bir kalbi onu korkutuyor ama kimseyi üzmemek için bahsetmiyordu bu durumu. Daha çok üzüldüğü zamanlarda, kalp atışlarındaki farklılığı hissediyor ve kendi kendine telkinler vererek eski haline dönüyordu. İçinden bu zamanlarda dualar ediyordu.

Çocuklarının ona daha çok ihtiyaçları vardı. Onların en mutlu günlerinde yanlarında olmak istiyordu bir anne olarak. Fakat, son zamanlarda en çok Gülistan’ daki değişiklik dikkatini çekmeye başlamıştı. Gözleri dalıyor, bazen kendi kendine gülümsüyor ve sanki başka bir yerdeymiş gibi bir ruh hali vardı. En sonunda, bugün imalı bir şekilde sorabilmişti o soruyu. Cevabı da tatmin etmemişti Kezban’ ı . O’nu izlemelimiydi ona karar veremiyordu bir türlü. Kendine yakıştıramıyordu da aslında.

Kızı, bugüne kadar onu utandıracak veya üzecek hiçbir şey yapmamıştı. Onun endişesi ise kızının hayal kırıklığına uğraması veya bir aşk yüzünden çekeceği acılardı sadece. Kendisi de kocasına aşık olmuş ve bu uğurda çok üzüntülü günler geçirmişti. Ağabeyinin sayesinde kavuşabilmişti Ökkeş’ e.

“Ana, ben su almaya gidiyorum çeşmeye “

“Tamam kızım. Sen git. Sen gelene kadar ben biraz uzanacağım. Yoruldum galiba. “

“İyi misin Ana, iyi değilsen ben gitmeyeyim. “

“Yok kızım! Sen git. Bir şeyim yok. Sadece dinlenmek için uzanacağım. “

Gülistan kapıdan çıktıktan sonra biraz bekledi Kezban. Kalbi “ Takip etme” Diyor. Fakat, mantığı “ Takip et” Diyordu. Kararsızlık içinde düşündü biraz. Sonra birden bire karar vererek, dışarı çıktı ve yavaş yavaş yürümeye başladı. Çeşmeyi görecek kadar uzaklıkta bir yere geldiğinde çeşme başında sıra bekleyen kadınları gördü. Gülistan, en arkada biraz sıranın bitmesini bekledikten sonra suları doldurdu ve kenara koydu. Çeşme başında da kimse kalmamıştı. Etrafına baktıktan sonra, çeşmenin arkasına dolanarak, orada yere eğilerek bir şeyler aramaya başladı ve ayağa kalktı. Tekrar etrafına bir defa baktıktan sonra, yerde duran su dolu kapları alarak yürümeye başladı. O sırada, Kezban yakalanmamak için adımlarını hızlandırmış ve nefes nefese evine gelmiş ve dediği gibi yatağına uzanmıştı bile.

Yattığı yerde, hem nefesini kontrol altına almaya çalışıyor, hem de gördüğü şeylerin etkisini atmaya çalışıyordu üzerinden. Gülistan’ ın elinde bir kağıt parçası görmüş ve bu endişelerinin sebebini ve kızının son zamanlardaki ruh halini açıklamaya yetiyordu. Korktuğu şey başına gelmişti en sonunda. O, üzerine titrediği kızı için endişelenmeye başlamıştı artık. İçinden “ Konuşmalıyım onunla. Yapacağı hataları belki engelleyebilirim bu sayede “ diye geçirdiği sırada, kapının açıldığını duydu.

“Ana! Ana ! “

“Efendim Kızım. Buradayım. “
Elindeki su kaplarını mutfağa bırakarak annesinin yanına geldi. Yüzüne baktığında, onun garip bir şekilde bakan gözleriyle karşılaştı. Bakışlarında endişe ve karamsarlık hâkimdi sanki. Yanına oturdu ve biraz dinlendi. Bir taraftan da bir an önce odasına gitmek için sabırsızlanıyordu.
Kezban hanım bir müddet daha baktıktan sonra ,

“ Gülistan! Kızım, bugüne kadar ben seninle her şeyi konuşamadım. Hep seninle arkadaş gibi olmak istedim. Ama bizim yetiştirilme tarzımız gereği bunu yapamadım. Bizim buralarda, anne- kız ilişkisinde bile bir mesafenin olması öğretildi. Genç kızlığa ilk başlangıç olan “ Regl” i bile anlatamamıştım ben sana. Arkadaşlarından öğrendiğini tahmin ediyorum. Hiç konuşmadık seninle biz bu konuyu. Şimdi büyüdün. Sevmek, sevilmek herkesin hakkı olduğu gibi senin de hakkın. Sana bugün sormuştum. Yarı şaka, yarı ciddi. Sen de aynı tarzda cevap verdin. Kızım, ilk defa bir arkadaş gibi konuşalım seninle. Anne ve kız olduğumuzu unutarak, töreyi unutarak. Bana anlatmak istediğin ne varsa anlat. Ben bileyim ki, seni bazı tehlikelerden koruyabileyim. Senin yüzünün hep gülmesini istiyorum. Gül yüzlüm, gözümün nuru! “

“Anam! Çilekeş anam, yaşam kaynağım. Seni üzecek hiçbir şey yapmadım. Sana her şeyi anlatacağım. Ama bu anlattıklarım yüzünden senin de üzülmenden korkuyorum.Sana şiddet uygulanmasından korkuyorum. Aslında, çok belirgin ve net bir şey de yok. Sadece âşık oldum ben. Mektuplaşıyoruz. Sana haykırmak istedim çoğu zaman. Ama yapamazdım anam. Beni kınamandan, beni ayıplamandan korktum. Bir de törenin getirdiği yükümlülüklerden korktum. Bilmediğin için daha çok güvende olacaktın. Kendimi düşünmüyorum ben. Kendimden çok seni düşünüyorum. Biri duysa, hemen seni suçlayacaklardı. “ Anasının da haberi varmış, ne biçim ana bu “ Diyeceklerdi. “

“Kuzum! Hiçbir şey umurumda değil. Kim o ? Neyin nesi ? Hepsini anlat bana. Endişelerim azalsın. Bilirsem ona göre sorun olduğunda koruyabilirim seni. “

“Ana! Adı Halil. Askerlik yapıyor karakolda. Ağa’ nın oğlunun düğünündeki olaydan sonra karşılaştık. O bana, ben de ona aşık oldum. Birkaç kez mektuplaştık. En son ki mektubunda beni isteteceğini yazmış. Çok efendi biri. Çok fazla konuşamadık. Bir iki kelime sadece. Ama onu sanki yıllardır tanıyormuşum gibi hissediyorum. “

Kızının bu açıklamasından sonra Kezban, hem rahatlamış, hem de tekrar endişe duymaya başlamıştı. Gülistan ise Annesinin kendisine bu şekilde davranması hoşuna gitmişti. Bir anda rahatlamış ve üzerinden büyük bir yük atmış gibi hissediyordu. Bundan sonrası için annesine karşı olmasa da çevredeki insanlara karşı daha dikkatli olması gerektiğinin farkındaydı. Amcasının onu isteme girişiminden sonra daha da dikkatli olmalıydı. Sonra bir ayrıntıyı konuşmayı unuttuğunu fark etti annesiyle,

“ Ana, seni zor durumda bırakmam. O konuda endişelenmeyesin. Yalnız, babama hissettirme bu durumu yalvarırım sana. O, senin kadar anlayışlı davranmaz. O gün çok yalvardım ona. Bana inancını yitirirsem, yaşayamam. Tamam mı garip anam.! “

“Anlatır mıyım kızım. Ama bu şekilde gitmez. Düşmanlık yapmak isterler. Adını çıkarırlar. Temizleyemeyiz de. Askerliğinin bitmesine ne kadar kalmış. Mektup yaz tekrar. Gelsinler, istesinler seni. Eğer gerçekten seni seviyor ve ömür boyu seninle birlikte olmak istiyorsa. O zaman her şey netleşir. Ciddi değil ise zaten kendini belli eder ve bir daha mektup yazmaz sana. Sen de anlarsın onun tavrını. Yaz mektubu, bu sefer beraber gidelim. Kimse meraklanmasın. “

Gülistan’ ın içine bir umut doğmuştu. Annesinin onu anlayan ve destek veren sözlerinden sonra yanına giderek bir anda kucakladı. Yüzünden öptü ve tekrar kucakladı. Sonra aklına “ Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmazmış” Atasözü geldi. Ne kadar da doğru bir söz dedi içinden.

Bu sefer odasına daha bir sevinçli girdi. Halil’ e durumu anlatan mektubunu yazdı ve yeleğinin cebine koydu. Annesinin yanına gitti. Kezban Hanım, yattığı yerden kalkmış ve üzerine çeki düzen vererek gitmeye hazırlanmıştı bile. Mutfağa gitti. Dolu olan su kaplarından iki tanesini boş bulunan tencerelerin içine boşaltarak, eline almış olduğu kaplarla dış kapıya çıktı. Az sonra da beraberce kapıdan çıktılar.

Halil ise uzun süredir Gülistan’ a bıraktığı mektubun cevabını kontrol edememenin sıkıntısını yaşıyordu. Fırsat kolluyor ve köye gitmenin çaresini arıyordu. Herhangi bir olay da olmadığı için gitmeleri de gerekmemişti. Aklından, son zamanlardaki çaresizliği nedeniyle bu konuyu Ahmet Astsubay ile konuşmak istemiş fakat her seferinde vazgeçmişti.

Sonuçta, ne kadar iyi bir insan olursa olsun, o onun komutanıydı. Durumu farklı değerlenebileceğinden ve yanlış anlayabileceğinden korkmuştu. Annesi ve babasından da ses çıkmamış, bu daha da ümitsizliğe sevk etmişti onu. Çaresizlik içinde kıvranmıştı son zamanlarda. Bir tek onu anlayan arkadaşı Mustafa olmuştu. Elinden bir şey gelmese de onu dinlemesi bile ona güç vermişti. Bu fikrini Mustafa ile de paylaşmalıyım diye düşündü.


Eğitim bitmiş ve dinlenmek için mola vermişlerdi. Yanına gitti ve ,
“Mustafa, benim içimde yine bugünlerde bir huzursuzluk var. Her şey sessiz ve süt liman gözüküyor ama beni rahatsız eden bir şeyler var. Ben diyorum ki, acaba Ahmet Astsubaydan bu durum için fikrini ve yardımını mı istesem. Ha! Sen ne dersin.

Önce bir müddet düşündü Mustafa, arkadaşının çaresizliğine epeydir şahit olmuş ve elinden bir şey gelmediği için kendi kendine üzülüyordu sadece. Ama Ahmet Astsubaya bu konuyu açıp açmaması hakkındaki bu sorusu karşısında tereddüt ediyor ve bu kararda onu etkilemek istemiyordu.


“Halil! Bilmiyorum ki, nasıl karşılar, nasıl hareket eder. O konuda açıkçası bende tereddüt
içinde kaldım. Sonuçta, o çok iyi bir insan ama nasıl bir yardımı olabilir onu düşünüyorum.
Annen ve baban birazcık destek olmuş olsalardı. En azından onlar buraya gelip, bu konuyu
onlar anlatmış olsalar daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Sanırım, onlarda senin
askerliğinin bitmesini bekliyorlar. Anne ve baba gibi düşündükleri için de endişe duymaları gayet normal. Ama istersen sen bir konuyu aç. Anlayışla karşılayabilir büyük ihtimal ile. Evet! En doğrusu konuşman galiba. “


“Tamam Mustafa sağ ol. İyi ki varsın. Biraz sonra müsait bir zamanı kollayıp, konuşacağım onunla.”


Ahmet Astsubayın kapısının önüne geldiğinde, heyecanı artmış ve onunla konuşacağı cümleleri kafasında sıraya sokmaya çalışıyordu.Sonra bütün cesaretini toplayarak kapıyı çaldı ve içeri girdi. İçeriye girdiğinde, Ahmet Astsubay masasına oturmuş ve koltuğuna sırtını dayamış, gözleri sanki uzak bir yerde gezintiye çıkmış ve orada kalmış gibi bir durumdaydı. Halil’ i karşısında selam verirken görünce, hemen toparlandı ve yüzüne baktı.


“Rahat asker ! “

Dedikten sonra, bir sorunun olduğunu varsayarak konuşmaya başlaması için soru dolu gözlerle bakmaya başladı.

“Komutanım! İzniniz olursa, bir konuda sizinle konuşmak istiyorum.”

“Anlat Halil, dinliyorum seni.”

“Komutanım, bu gibi şeyler nasıl anlatılır bilemiyorum. Hele ki benim konumumdaki bir asker için daha zor. Üstelik siz benim komutanımsınız. Ama çaresiz kaldım.Ve tek çarem sizsiniz. Beni yanlış değerlendirmenizi de istemiyorum. “

“Söyle derdini Halil. Ben senin komutanın oluğum kadar aynı zamanda ağabeyinizim. Mesleğimiz gereği disiplini sağlamak için sert davranabiliriz ama biz de yürek taşıyoruz. Sonuçta biz de insanız. Senin her sorunun beni de ilgilendirir. Çekinme anlat. Elimden gelen bir şey olursa yaparım. Yapamadığım bir şey olursa da fikir verebilirim. “

“Çok teşekkürler komutanım. Ben, burada bir kıza aşık oldum ve onunla evlenmek istiyorum.Bir iki kelime dışında konuşamadım onunla. Ama onu, sanki yıllardır tanıyorum . En son aldığım haberde ailesinin onu başkasına vereceğini öğrendim. Buraların katı kurallarını az çok biliyorum. Aileme de durumu anlattım fakat gelmediler. Bir an önce isteyip, evlenmek istiyorum. En azından söz kesilirse, askerliğimin bitmesine çok az zaman kaldı. Daha rahat olacağım. Ama ailem de ilgilenmeyince sıkıntılara düştüm. Çaresizlik içinde kıvranıyorum. “

“Hımmmmmmm, mesele aşk olunca zor. Kimin kızı, ben tanıyor muyum .? “

“Tanıyorsunuz Komutanım. Ökkeş beyin kızı Gülistan. “

“Ya! Ciddi misin.? Ne zamandır devam ediyor.?”

“Ağanın düğünündeki olaydan sonra gittiğimizde gördüm onu. Ama daha öncesi de var. Fakat anlatsam size inanmayacak ve güleceksiniz belki de bana. “

“Niye güleyim Halil. Ben, aşka ve sevgiye her zaman saygı duyarım. Herkes istese de sevemez. Sevgi zorla olabilecek bir duygu değil. Ne zorla sevilir, ne de zorla nefret edilir. O kendiliğinden gelen bir duygu selidir. Ama bu konuda ne yapabiliriz.? Onu düşünmek lazım. Üstelik çok dikkatli olmak gerek. Seni tanımamış olsaydım, yanlış anlama ihtimalim yüksekti. Senin, nasıl bir insan olduğunu biliyorum. Peki, nasıl haberleşiyorsunuz. “

“ Teşekkür ederim Komutanım. Beni anlayışla karşıladığınız için. Onu ya da sizleri sıkıntıya sokacak hiçbir şey yapmadım. Mektup yazıp bırakıyorum. Sonra da cevabını alıyorum. Tek derdim sevdiğime kavuşmak. Yakınlarda da gidemedim üstelik mektubu almaya. “

“Tamam, ben bu konuyla ilgili elimden ne gelirse düşünüp, fikrimi söyleyeceğim. Ama sen de git mektubu al. Son değişikliklere bir bak. Ona göre değerlendirelim.”

“ Minnettarım size komutanım. Şimdi gidebilir miyim ? “

“ Tamam , haydi hemen gidelim o zaman.Sen Mustafa ile kapıda aracı hazır et. Geliyorum ben de. “

“ Başüstüne komutanım “

Halil dışarı çıktıktan sonra, Ahmet Astsubay, başını iki yana salladı ve ,

“İlahi aşk, sen nelere kâdirsin ! “

Kadriye, hamile olduğunu anladığında, daha önceki hamileliklerindeki gibi sevinememişti bile. Yedi tane çocuğu vardı. Bugüne kadar hayatı bez yıkamak, çocuk emzirmek ve onların bakımıyla geçmişti.Sevinemeyişinin nedeni de bundan kaynaklanıyordu. Onların geleceğini düşündükçe daha çok karamsarlaşıyor ve içinden “ Onlara iyi bir gelecek sağlayacak durumda değilim. Neden doğuruyorum durmadan” Diye çoğu kez geçirirdi.Ama sadece kendi gayreti ile olmuyordu bu. Doğum yöntemleri hakkında konuşmaya kalktığında, eşinden tepkiler alıyor ve bir daha açılmamak üzere kapanıyordu konu. Daha yenice bez yıkama işi sona ermişti. Tam rahata ereceğim derken, hamile olduğunu anlamış ve en başa dönmüştü.

Bu durumu kimseye duyurmadan halletmeliydi. Duydukları anda, sevinecekler ve tekrar aynı sahneler yaşanacaktı. Hemen, annesinden ve onun komşularından duyduğu yöntemleri uygulamalıydı. Çocukluğunda, onların konuşmalarına şahit olmuştu. Çocuk olduğu için onun yanında konuşmakta bir sakınca görmez ve en ince ayrıntısına kadar konuşurlardı. Kafasının içine kazımıştı o yaşında. Gerekli olan bitkileri alarak banyoya girdi. Önce bir an tedirginlik yaşadı. Sonra cesaretini topladı ve uygulmaya başladı.

İbrahim eve geldiğinde karısının olmayışı dikkatini çekmiş ve odaları gezerek karısını aramaya başladı. Odalarına girdiğinde ufaklığın yatağında sere serpe yatmış bir vaziyette uyuduğunu görünce, uyandırmamak için sessizce çıktı odadan. Banyonun ışığının yandığını görünce,önce kapıyı tıklattı ve bekledi. Ama içeriden ses gelmediğini görünce kapıyı açtı ve o manzara ile karşılaştı.

Karısı, kanlar içinde yere yayılmış ve yarı baygın bir vaziyette yatıyordu.

“Kadriye! Kadriye ! Ne oldu sana. Ne olursun kendine gel. İmdat! İmdat ! Yardım edin “
Diye bağırıyor ve telaş içinde kendi etrafında dönüyordu. Birden aklına, sağlık ocağı geldi. Karısının kıyafetlerini giydirerek, kucağına aldı ve hızla evden çıktı. Koşmaya çalışıyor fakat kucağında taşımaya çalıştığı karısının hareketsiz vücudu daha da ağırlaşmış gibiydi sanki.

O telaş içinde arkasından bir aracın sesini duyar gibi oldu. Arkasını döndüğünde Jandarmaya ait aracı gördü. Aracın içinde ise Ahmet Astsubay, yolda koşmaya çalışan adamı fark etmiş ve durmalarını söylemişti. Hemen inerek yardım ettiler. İbrahim’ in kucağındaki hasta ile binmesiyle sağlık ocağına doğru hızla yol aldılar.

Sağlık ocağının önüne geldiklerinde, aracın durmasıyla İbrahim hemen karısını kucağına alarak hızla içeri girdi. Müşahade odasının camından onları gören Meliha Hemşire ise kapıya çıkmıştı. Doğruca odaya götürdü onları ve kocasını dışarı çıkarttıktan sonra,
müdahaleye başladı. İçinden " Doktor bey’ in izinli olduğu zamanlarda daha çok oluyor bu tür vak’ alar" diye geçiriyor ve soğukkanlılığını muhafaza etmeye çalışıyordu aynı zamanda.

DEVAM EDECEK !

Nermin KAÇAR

Mesaj Sayısı : 26
Kayıt tarihi : 20/07/09
Yaş : 48
Nerden : Bolu

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: ÖLÜMÜNE AŞK-25-26-27-28-29

Mesaj  Admin Bir Perş. Ekim 29, 2009 10:08 pm

Gerçekten çok sürükleyici bir hikaye ve zevkle okuyorum

Sonunu da çok merak ediyorum doğru
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 629
Kayıt tarihi : 10/05/09
Yaş : 51
Nerden : manisa

http://www.ugurozaltin.tr.cx

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz